SELIM MOUZANNAR

JEWELRY WITH A PROFILE, A STORY THAT TELLS MANY CHAPTERS OF ITS JOURNEY.

KARAKTER SAHİBİ MÜCEVHERLER, YOLCULUĞUNUN FARKLI BÖLÜMLERİNİ ANLATAN BİR HİKAYE.

We have been following your jewelry for a number of years now and it has been great to see how you have evolved towards new markets across the continents. We would like to rewind and share this amazing journey of yours with our readers. Let’s start this interview with the following:

 

Mücevherlerinizi epey zamandır takip ediyoruz ve kıtalararası pazarlarda nasıl geliştiğinizi görmek bizim için de heyecan verici. Şimdi başa sarıp sizin bu harika yolculuğunuzu okuyucularımızla paylaşmak istiyoruz. İsterseniz şöyle başlayalım:

You were born into a family of jewelers that were suppliers to the Ottoman Empire since the 19th century. What do you think sets you apart from other jewelers who don’t share that same background?

As a boy in Beirut I roamed the incense-scented halls of the souk, where there were hundreds of jewelry workshops, my father’s and grandfather’s amongst them. Whilst helping my father there in the afternoon, I passed shop windows jammed with jewelry crafted in the Falamank Ottoman style (our region was heavily influenced by the Ottoman Empire). It is something you never forget. I was raised there and when I was young, I had two conflicting feelings: to erase this heritage in order to make a new start, or to keep it as it was. Finally, I chose a middle way: somewhere between tradition and modernity.

What I am trying to do is combine our talents with those of our ancestors. I play with the codes of classical jewelry by integrating new techniques with stones of unusual colors and sizes to create a collection of powerful, colorful, joyful, inspired and contemporary jewelry.

  1. yüzyıldan beri Osmanlı İmparatorluğu’na mücevher tedarik eden bir ailenin çocuğusunuz. Sizce sizi diğer mücevhercilerden ayıran nedir?

Çocukken Beyrut’ta, içinde yüzlerce mücevher atölyesi barındıran çarşıların tütsü kokulu sokaklarında gezinirdim. Babamın ve dedemin atölyeleri de buradaydı. Öğleden sonraları atölyede babama yardım ederken Felemenk Osmanlı tarzında (bölgemiz Osmanlı İmparatorluğu’nun etkisi altındaydı) üretilmiş mücevherlerle ağzına kadar dolu vitrinlerin önünden geçerdim. Asla unutmadığınız bir şey bu. Orada yetiştim ve gençken birbiriyle çelişen iki hissim vardı: yeni bir başlangıç yapabilmek için bu mirası silmek ya da olduğu gibi korumak. Sonunda orta yolu seçtim; gelenek ve modernlik arasında bir yer.

Yapmaya çalıştığım şey, yeteneklerimizi atalarımızınkiyle bir araya getirmek. Güçlü, renkli, keyifli, ilham verici, çağdaş bir mücevher koleksiyonu oluşturmak amacıyla; alışılmadık renk ve boyutlardaki taşları yeni tekniklerle işleyip klasik mücevherin kodlarıyla oynuyorum.

Spending time during your childhood in your father’s workshop and jewelry store: what impact did that have on you as a person, and can you tell us about a special moment you still reminisce about from those days?

 Sadly in 1976, during the early days of the country’s civil war, the souk was destroyed and even 40 years later it remains a potent memory I live with.

This is my heritage, it is a very rich and powerful story from which I still get my inspiration.

Çocukluğunuzda babanızın atölyesinde ve dükkanında zaman geçirmeniz, sizi nasıl biri yaptı? O günlerden hatırladığınız özel bir anı anlatabilir misiniz?

Ne yazık ki 1976’da, iç savaşın ilk günlerinde, çarşı yok edildi. Bu, 40 yıl sonra bile kalbimde taşıdığım, güçlü bir anı. Bana kalan miras bu. Hala bana ilham veren, zengin ve güçlü bir hikaye.

After your studies of gemology in France and Belgium, you were hired by a large jewelry company to supervise its workshops in Saudi Arabia. How was that experience?

 That part of my professional life was intense, work driven, and full of great experiences. I learned everything about production processes in this workshop. It helped me a lot when I started my own brand some years later.

Fransa ve Belçika’da gemoloji okuduktan sonra, büyük bir mücevher firması tarafından Suudi Arabistan’daki atölyelerini yönetmek üzere işe alındınız. Nasıl bir deneyimdi?

Profesyonel hayatımın o dönemi yoğundu ve harika deneyimlerle doluydu. Üretim süreçleriyle ilgili tüm bildiklerimi o atölyede öğrendim. Yıllar sonra kendi markamı kurduğumda, bu deneyimin çok faydasını gördüm.

After Saudi Arabia, you went to Thailand, where you led the life of a stone seeker in the ruby mines on the Burmese border. During that time you suffered a very traumatic experience, being taken hostage by the Khmer Rouge. What effect did that have on you?

 I was arrested, not taken hostage, but in a very violent way. I had the feeling I was helpless, far from home, with no possibility to exercise my rights. From this experience, I strongly believe that human rights must be respected all over the world. On a personal level, my involvement is to fight against violence. I am committed to a Human Rights NGO, this is my way of participating for a better world.

Suudi Arabistan’dan sonra Burma sınırındaki yakut madeninde taş aramak için Tayland’a gittiniz. Bu dönemde son derece travmatik bir şey yaşadınız; Kızıl Kmerler tarafından rehin alındınız. Bu deneyimin üzerinizdeki etkisi ne oldu?

Rehin alınmadım, tutuklandım ama şiddet dolu bir biçimde… Çaresizlik hissine kapıldım, evden uzaktaydım ve hiçbir hakkımı kullanamıyordum. Bu deneyimden çıkardığım ders, insan haklarına tüm dünyada saygı gösterilmesi gerektiği oldu. Kişisel olarak yapabildiğim şey ise, şiddete karşı savaşmak. Bir insan hakları örgütüne bağlıyım. Daha iyi bir dünya için bu şekilde katkıda bulunuyorum.

Your jewelry pieces reflect the Ottoman architecture and Old Beirut’s Art Deco, can you tell us a bit about that?

 I come from a family of jewelers where tradition has been passed on from one generation to the next. I’ve always been attracted to the traditional houses of Beirut, and architecture is a part of my heritage.

I am living today in the old house of my parents that I renovated, respecting the style of traditional Beirut houses, yet nevertheless full of modern comforts. Sticking with tradition is for me a question of elegance, but also human strength. We are all carrying with us our own history.

Mücevherleriniz Osmanlı mimarisi ve eski Beyrut’un art deco tarzını yansıtıyor.

 Geleneğin nesilden nesle geçtiği, mücevherci bir aileden geliyorum. Beyrut’un geleneksel evlerini hep çok çekici buldum ve mimari de benim mirasımın bir parçası.

Bugün annemle babamın yenilediğim eski evlerinde oturuyorum. Geleneksel Beyrut evlerinin stiline saygıda kusur etmiyorum fakat modern konfordan da vazgeçmiyorum. Geleneğe bağlı kalmak benim için zarafetin ve dayanıklılığın bir parçası. Her birimiz kendi tarihimizi taşıyoruz.

Your efforts towards non-violence and solidarity is reflected in your Amal necklace, a signature piece by Selim Mouzannar, which also won the Couture Design 2016 prize. What were your feelings when you received that prize?

I was immensely happy and proud. It’s the recognition of my work by a prestigious international organization. It was an intense moment, a great memory.

Şiddetsizlik ve dayanışma taraftarı tavrınız Amal kolyenize yansımış. Bu size özgü tasarım ile Couture Design 2016 ödülünü de kazanmıştınız. Ödülü alırken ne hissettiniz?

Çok mutlu ve gururluydum. Bu, yaptığım işin, uluslararası prestijli bir organizasyon tarafından tanınması anlamına geliyordu. Duygu yüklü bir an, nefis bir hatıraydı.

You are a strong believer in the power of synergy, and have done collaborations with names such as Annick Tapernoux, Ranya Sarakbi and Tayfun Mumcu. What experiences did you take away with you from each collaboration?

Each designer has their own personality, their own talent. I learn always from others, this is my way of keeping my mind open.

Relationships with other designers have always been a great reward for me. Two years ago I opened a multi-brand jewelry store opposite my own store, MACLE. This is my way to show the links between jewelry designers from all over the world. It seems that even if we have different cultures, we all share the same spirit toward creation, craftsmanship, and pride in our own history and poetry.

Sinerjinin gücüne inananlardansınız. Annick Tapernoux, Ranya Sarakbi ve Tayfun Mumcu gibi isimlerle işbirlikleri yaptınız. Bu işbirlikleri size nasıl deneyimler kazandırdı?

Her tasarımcının kendine özgü bir karakteri ve yeteneği var. Ben her zaman diğerlerinden öğreniyorum; bu da benim zihnimi açık tutma yöntemim.

Başka tasarımcılarla kurduğum ilişkiler benim için her zaman çok önemli oldu. İki yıl önce, kendi mağazamın karşısında farklı markaların mücevherlerini sattığımız başka bir mağaza olan MACLE’ı açtım. Bu da benim, dünyanın dört yanındaki mücevher tasarımcıları arasındaki bağlantıları gösterme yöntemim. Farklı kültürlere sahip olsak da, hepimiz yaratıcılık, el işçiliği ve kendi şiirimizle ve tarihimizle gurur duyma konularında aynı ruha sahibiz.

What is your philosophy on precious stones and life?

Since I graduated from the Institut National de Gemmologie when I was 20, I really am in love with stones. This is a passionate relationship. I buy batches of stones because I fall in love with them, and then I imagine the design around the stones according to their shapes and colours. It’s the way I worked on the Amal necklace, using trapiche emeralds from the Muzo mine. The incredible pattern inside the emeralds inspired the necklace design.

Değerli taşlar ve hayat konusundaki felsefeniz nedir?

Institut National de Gemmologie’den 20 yaşında mezun olduğumdan beri taşlara aşığım. Bu tutku dolu bir ilişki. Aşık olduğum için birçok taş alıyorum ve tasarımı, şekillerine ve renklerine bakarak taşlara göre yapıyorum. Amal kolyede de böyle çalıştım, Muzo madeninden çıkma trapiche zümrütler koydum. Zümrütlerin içerisindeki inanılmaz desen kolyenin tasarımına ilham oldu.

You have been globally recognized by celebrities such as Isabelle Adjani, Jennifer Lawrence, Kate Hudson and Emma Stone, to mention but a few, who wear your beautiful pieces on various occasions. How does that make you feel, seeing successful women such as these, wearing your jewels?

 

It makes me very happy. I love women, and when an exceptional woman wears my jewels, it is great recognition, but also, it makes the jewel come alive. A jewel is something that includes three participants: the designer who created the piece, the woman who wears the jewel and the person who is touched by seeing the jewel on this particular woman. We need to be three to ensure the message of a piece of jewelry comes through. When a celebrity wears my jewelry, a great number of people are able to visualize my esthetic message.

Isabelle Adjani, Jennifer Lawrence, Kate Hudson ve Emma Stone gibi ünlüler, nefis tasarımlarınızı farklı etkinliklerde takarak size tanınırlık kazandırdılar. Böyle başarılı kadınların sizin mücevherlerinizi takıyor olması size ne hissettiriyor?

Beni çok mutlu ediyor. Kadınları çok seviyorum. Sıra dışı bir kadın mücevherlerimi taktığında bu hem beni takdir ettiği anlamına geliyor hem de mücevheri canlandırıyor. Bir mücevherin üç katılımcısı vardır: onu yaratan tasarımcı, onu takan kadın ve onu bu kadının üzerinde görüp etkilenen biri. Bir parçanın mesajını iletebilmek için bu üç kişiye ihtiyacımız var. Mücevherimi bir ünlü taktığında, estetik mesajımı birçok kişi görebiliyor.

You come to Turkey quite often, what do you love about Turkey?

It’s like a second family to me, particularly because of the special link I have with Daniela and Nisso from Midnight Express concept store.

Türkiye’ye oldukça sık geliyorsunuz. Türkiye’yle ilgili en sevdiğiniz şey nedir?

Midnight Express mağazasından Daniela ve Nisso’yla özel dostluğum sayesinde Türkiye, benim ikinci ailem gibi.

Describe yourself in one sentence.

I prefer being hopeful and optimistic rather than sad and pessimistic, and I do not create, I only imagine.

Tek bir cümleyle kendinizi anlatsanız.

Üzgün ve karamsar olmak yerine umutlu ve iyimser olmayı tercih ederim. Ve yaratmam, sadece hayal ederim.

What message would you like to give to the world?

I do not have a message. I am not an intellectual, more a poet. I just try to transmit happiness and build bridges between people using my jewelry.

Dünyaya nasıl bir mesaj vermek isterdiniz?

Bir mesajım yok. Ben bir entelektüel değilim, daha çok şairim. Sadece mücevherlerimi kullanan insanlar arasında köprüler inşa ederek mutluluk dağıtmaya çalışıyorum.

Related Posts